25 Nisan 2020 Cumartesi

Ankara Türküleri ve Ankara Ağızları



Madem ki Ankara Türküleri hakkında bir yazı okuyacaksınız, o zaman neden önce bir türküyle başlamayalım: https://webtv.kultur.gov.tr/Video/3055 
(Aşağıda bağlantılarını paylaşacağım türkülerin sözleri her zaman benim kullandığım metinle örtüşmüyor, bazılarını da bulamadım. Bulup paylaşan olursa sevinirim.)

Konu ve Amaç


Dil ve müzik arasında bir dilci olarak kurduğum en ilgi çekici benzerlik, özlerinde aynı olmalarıdır. Dil sınırlı sayıda araçla sonsuz ifade imkanı veren bir olgudur. Sesler, ekler, sözcükler sınırlıdır, ancak bu sınırlı araçlarla ifade edilebilecek şeylerin sınırı yoktur. Aynı durum müzik için de geçerlidir. Sınırlı sayıda nota vardır, ancak müzik üretiminin sonu yoktur. Bu özde benzerlik yanında özelikle sözlü müzik her şeyden önce bir dilde üretilir. O dilin sahip olduğu araçların tanıdığı imkanlar çerçevesinde ortaya çıkar. Türküler söz konusu olduğunda halkın doğrudan müzik üretimine katkısı söz konusudur. Halk sevinç ve keder başta olmak üzere pek çok duygusunu sözler ve sözlere eşlik eden müzikle de dile getirir. Bunu yaparken kendi çevresinde konuşulan dili, yani yerel konuşma biçimlerini kullanır. Bu nedenle ağız araştırmaları ile türküler arasında önemli bir bağ vardır. Bu bağ, Ankara ağızları ile Ankara türküleri arasında da görülür. Ankara’dan derlenmiş türkü metinleri, eğer standart dille kaydedilmişler ise doğrudan Ankara ağzının temsilcisidirler.
Aşağıda bu kitabın konusu olan Ankara türküleri çerçevesinde Ankara ağızları ve türküler hakkında kısaca bilgi verilecektir. Bilgiler daha çok Ankara ağızlarından derlemelere dayanacak, seyrek olarak ağız derlemesi olmamakla birlikte ağız özelliği taşıyan verilere de sahip Tan ve Turhan’ın (2000) çalışmasından da yararlanılacaktır. Yazıda ağız derlemeleri sırasında türkülerin kayıt altına alınışına ve derlenen türkülerde görülen dil özelliklerine odaklanılacaktır. Bu çalışma saf bir dil incelemesi değildir. Bu yüzden uzmanların tanıdığı ama genel okuyucunun yabancısı olduğu düşünülen akademik terimlerin kullanılmasından kaçınılacaktır. Dil özelliklerinde ayrıntılara girilmeyecek, uzman olmayan okuyucuların da farkına varabileceği düşünülen özelliklerin gösterilmesine öncelik verilecektir. Ankara ağızları terimi, Ankara ili sınırları içinde konuşulan, Oğuzca temeline dayanan yerel konuşma biçimlerinin tamamını göstermek için kullanılacaktır. Ankara ili sınırları içinde Türk dilinin başka kollarını konuşanlar da vardır. Kardeş dillerin türkülerinin çok nadir de olsa derlemeler sırasında kaydedilebildiği görülmektedir (Tan ve Turhan 2000: 61). Ancak bunlar, Ankara’dan derlenmiş olsalar da en azından dil açısından başka bir Türk dilinin ürünleridirler, bu nedenle çalışmamızın dışında tutulmuşlardır. Farklı kaynaklardan alıntılanan örneklerde bizim çalışmamız ve okuyucu kitle için önemsiz olduğu düşünülen transkripsiyon işaretleri kullanılmamış, transkripsiyonda belli bir standartlaştırmaya gidilmiştir. Yazı çerçevesinde kısaca dil kültür ilişkisine de işaret edilmiştir.

Türküler ve Ağız Derlemeleri

Türkülerin de arasında olduğu folklor ürünlerinin ağızlardaki eski dil özelliklerini iyi koruduğu düşünülür. Ayrıca folklor ürünleri derlemek günlük hayata dair olguları derlemekten hem konuşur hem derlemeci açısından daha risksizdir. Her şeyden önce folklor ürünlerini bilmek ve ilgi çekici biçimde anlatabilmek, anlatıcıya belli bir toplumsal prestij sağlar. Kaynak kişilere kendi konuşmalarının başlı başına bir araştırma konusu yapıldığını anlatmak folklor, gelenek görenek gibi hususlarda araştırma yapıldığını anlatmaktan daha zordur. Bu yüzden dil çalışması için alana çıkmış olan araştırmacılar bile, gelenek görenek derlemesi yaptığı izlenimi vermekten çekinmez. Alan çalışmasına konu olan ağzın konuşurları da derleme amacıyla bölgeye gelen bir araştırmacıyı fıkra, masal, türkü gibi folklor ürünlerini bilen, konuşkan biri varsa çoğu zaman doğrudan ona yönlendirir. Konuşmayı seven, derlemeciyi zorlamayacak bir kaynak kişi ise bölgenin yabancısı bir alan araştırmacısının aradığı en önemli şeydir. Bu yüzden yerel konuşmalardan metin derleme çalışmalarında başlarda günlük konuşmalar yerine türkü, masal, efsane gibi folklor ürünlerinin kayıt altına alınması önemli bir yer tutar. Yayın başlıkları ilk alan çalışmalarının bir kısmının doğrudan türkü derlemeye dönük olduğunu gösterir. Örnek olarak ilk metin derlemeleri arasında sayılan Giese’nin kitabının başlığını Türkçeye “Anadolu Türkçesinin İncelenmesi İçin Malzemeler, Bölüm I: Konya İlinden Anlatılar ve Türküler”, Räsänen’in 1926 tarihli Almanca yayının adını “Anadolu’dan Mani Derlemeleri”, 1931 tarihli Fransızca yayınını da   “Kuzeydoğu Anadolu’dan Türk Halk Türküleri” diye çevirebiliriz. Anadolu ağızlarından ilk geniş derlemeleri yapmış olan Ahmet Caferoğlu’nun metin neşirlerinde de folklor ürünleri önemli bir yer tutar. Bu yüzden başlarda ağız metni yayınları, sanki folklor ürünlerini derlemek için yapılmış gibi görünür. Yakın tarihli derlemelerde ise günlük konuşma metinlerinin derlenmesi ağırlık kazanır. Bunun asıl nedeni hiç şüphesiz değişen kültür ve hayat şartları nedeniyle forklor ürünlerini bilen ve anlatabilecek olanların azalmış olmasıdır. Ama dilcilik açısından baktığımızda folklor ürünlerinin eski dil özellikleri barındırsalar bile belli formlarının olması, başka bölgelerde üretilmiş olma ihtimalleri, sınırlı dilbilgisi ögesi barındırmaları gibi nedenlerle yerel ağızların incelenmesi için tek başlarına yeterli olmamalarıdır. Ancak asıl neden ilk sayılandır, yoksa her derlemeci bugün de alan araştırmaları sırasında folklor ürünleri derlemek ister.

Ankara Ağızları

Dil ölçütleri kullanılarak yapılan ağız sınıflandırmalarından birine göre Ankara ağızları; İçel, Kayseri, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde, Yozgat ağızlarıyla birlikte Türkçenin merkez grubu ağızlarını oluşturur (Boeschoten 1991: 156 vd.). Leyla Karahan’ın Anadolu ağızlarını üç büyük gruba ayırdığı sınıflandırmaya göre ise batı ağızları içinde kalır, ancak kendi içinde bir birlik oluşturmadıklarından farklı alt gruplara ayrılır. Buna göre Nallıhan, Akdeniz ve Ege bölgesi ağızlarının içinde olduğu I. grupta bulunur. Beypazarı, Çamlıdere, Kızılcahamam, Güdül ve Ayaş ağızları Bolu, Çankırı, Sinop, Çorum’un bazı bölgeleriyle birlikte IV. alt grupta kalır. Ankara Merkez, Haymana, Bâlâ, Şereflikoçhisar, Çubuk, Kırıkkale, Keskin, Kalecik ise VIII. alt grup içinde yer alır. Bu son grupta Ankara ağızları yanında Çankırı Kızılırmak, Çorum merkez ve güney ilçeleri, Kırşehir, Nevşehir, Kayseri, Sıvas’ın iki ilçesi ve Yozgat ağızları yer alır (1996: 116 vd.).  Ankara ağızlarıyla ilgili son kapsamlı çalışmalardan birini yapan Akca ise grupları daha fazla ölçüt kullanarak ayrıntılandırır (2012: 24 vd.). Akca, sınıflandırma denemesinde sesbilgisi özellikleri yerine -yor ekinin farklı biçimlerini kullanmayı ve ortaya çıkan ağız gruplarını ses ölçütleriyle desteklemeyi tercih eder. Buna göre –(I)yo biçimini kullanan I. grup, -(I)yoru biçimini kullanan II. grup ve –(I)yI biçimi kullanan III. grup olmak üzere Ankara ağızlarının üç gruba ayrıldığını yazar. Akca’nın sınıflandırmasına göre Çubuk’un kuzeyi ile Kazan ve Ayaş ilçelerinden Sarıyar ve Gökçekaya barajlarına uzanan bir sınır kuzeydeki II. ağız grubunu, aşağı yukarı Bala, Haymana ve Polatlı’nın  ortasından geçen bir sınır da güneyde kalan III. Ağız grubunu, merkezde kalan kalan I. gruptan ayırmaktadır.
Akca, bu grupları oluştururken şimdiki zamanın ifadesinde kullanılan –Iyor ekini temel almış, ayrıca fiil çekiminde birinci ve ikinci kişiler, r sesini korunup korunmaması, şimdi, gibi, öyle ve böyle kelimelerinin varyantlarını ölçüt olarak kullanmıştır. Buna göre I. ağız grubunda geliyor, geliyolar; gelirim, alırım; geliriz, alırız; var, gideller; şimdi ~ şindi; gibi, óyle, bóyle kullanılır. Aynı ölçütler II. grupta geliyoru, geliyollā; gelirin, alırın; geliriz, alırız; vā, gidellē; şinci ~ şincik; gibi, öyle, böyle biçimindedir. III. grupta ise aynı örnekler geliyi, geliyler; gelirim, alırım; gelirik, alırıh; var, gideler; hindi; gimi, eyle, beyle olarak ortaya çıkar. II. grubu oluşturan ağızlar aynı zamanda Karadeniz ve Bolu ağızlarına geçiş bölgesindedirler. Bu yüzden Karadeniz ağızlarında görüldüğü üzere bazı çekim eklerini düzlük yuvarlaklık uyumuna uygun olarak kullanma veya yuvarlaklaştırmaya göre iki alt gruba ayrılır. Kuzeydeki ağızların birinci alt grubu geldik, aldık, diriz derken, 2. alt grubu oluşturanlar ek ünlüsünde yuvarlak biçimleri tercih eder ve aynı sözleri geldük, alduk, dirüz biçiminde kullanır.
Elbette Ankara ağızlarını daha farklı ölçütler kullanarak veya şimdiki zaman yapısının tam bir envanteriyle daha farklı gruplara ayırmak mümkündür. Nitekim hem bizim derlemelerimiz hem de Akca’nın yayınları Ankara ağızlarında üç grubun ayrılmasında kullanılandan daha fazla şimdiki zaman biçimi olduğunu göstermektedir (bk. Akca 2011: 600 vd.). Ancak bu çalışmanın amacı açısından sınıflandırma konusunda bu kadar bilgi yeterlidir.

Ankara Ağızlarından Derlemeler

Ağız derlemelerinde folklor ürünlerine öncelik verme durumu, Ankara ağızlarından derlemeler için de geçerlidir. Kaynaklar, ilk Ankara ağzı derlemelerinden itibaren türkülerin de arasında olduğu folklor ürünlerinin toplandığını gösterir. Örnek olarak Ankara ağızlarından büyük sayılabilecek ilk metin derlemesini yayımlamış olan Räsänen’in kayıtları arasında masallar yanında o zamanki adıyla Yabanabad olan Kızılcahamam’da Hasan isimli bir kaynak kişiden derlenmiş dört uzun türkü de vardır. Ahmet Caferoğlu’nun 1948 yılında yayımladığı Orta Anadolu Ağızlarından Derlemeler adlı çalışmadaki örnekler arasında da bir kısmı bugün Kırıkkale sınırları içinde kalan yerleşim yerlerinden derlenmiş on bir adet türkü bulunur. Bunlardan İstanbuldan gelirkene / Iras geldim sürüsüne diye başlayan “Fare Türküsü” ve “Gız – Erkek” başlıklı türküler Kırıkkale Çongar Köyünden derlenmiştir (207-209). “Keskin Türküsü” ve “Avşar Beyleri Türküsü” Kırıkkale Yahşıhan’dan (211-214),  “Saya Türküsü” ve “Kına Türküsü” başlıklı türküler Kalecik, Gozayan köyünden, (s. 214-215), “Türkü” başlıklı metin Kırıkkale Karacalı köyünden, “Biçin Bitme İlâhisi”, “Ağıt”, “Türkü”, “Asger Türküsü” başlıklı metinler ise yine Kırıkkale Gökdere köyünden kaydedilmiştir (216-218). Ankara ağzının ses bilgisini inceleyen Hakan Akca’nın derlemiş olduğu geniş metinler arasında da türküler vardır. Ancak Akca’nın çalışmasında günümüz ağız derlemelerindeki eğilime uygun bir biçimde folklor metinleri derlemek gibi bir öncelik yoktur. Bu nedenle topladığı manzum metinler, çalışmanın tamamı göz önüne getirilince, Räsänen veya Caferoğlu’nun kayıtları kadar kapsamlı olmadıkları gibi bir kısmı aynı metnin farklı varyantları durumundadır. Bizim Ankara’nın çok farklı yerleşim yerinde yapmış olduğumuz uzun kayıtlar arasında da türkü veya manzum parça yok denecek kadar azdır (bk. Demir 2013).

Folklor Ürünleri ve Dil

Folklor metinleri geleneksel sözlü edebiyatın eşsiz ürünleri olarak taşıdıkları kültürel ögeler yanında, sözvarlığı ögeleri başta olmak üzere eski dönemlere ait dil özelliklerini barındırmaları ve her formun kendine özgü anlatı özellikleri nedeniyle dilcilik açısından da önemlidir. Ancak folklor ürünleri başka bölgelere taşınabilirler, bu sırada üretildikleri ağzın özelliklerinin taşınmasına da aracılık ederler. Diğer taraftan yeniden üretildikleri bölgenin özelliklerini de taşırlar. Böylece Ankara’da üretilen bir türkü başka bir bölgede karşımıza çıkarken hem Ankara ağzının hem de icra edildiği bölgede konuşulan dilin izlerini taşıyabilir. Çünkü insan bir türküyü, masalı, efsaneyi, atasözünü günümüzde olduğu gibi eskiden de nasıl duyduysa öyle aktarabilir, hatta türü vurgulamak için, anlatıldığı bölgeye yabancı ögeleri özellikle vurgulayabilir. 

Türküler ve Ankara Ağızları

Türküler formları nedeniyle söz dizimi açısından sınırlı malzeme bulundururken ses özellikleri, kısmen ekler ve daha geniş biçimde sözvarlığı açısından dikkat çekici veriler sunabilirler. Ağız derlemeleri amacıyla yapılmış çalışmalar, kayıtlar sırasında standart dilde kaydetme endişesi taşımazlar, ağızdaki dil özelliklerini yazıya yansıtmaya çalışırlar. Bunun için standart alfabede olmayan özel transkripsiyon işaretleri kullanırlar. Bu yüzden Ankara türkülerinin ses özelliklerini ve eklerindeki farklı söyleyişleri standart alfabenin verdiği imkanlarla kaydetmeye çalışan türkü derlemelerinden daha iyi yansıtırlar. Yazıda kullandığımız Tan ve Turhan’ın Ankara Halk Müziği adlı çalışmalarında ise az sayıda örnekte, aşağıda bir kısmına işaret edeceğimiz dil özellikleri Türkçe alfabenin verdiği imkanlar çerçevesinde kaydedilmiştir. Ancak bu çalışma da söz varlığı araştırmaları için her tür deleme kullanışlıdır.

Sesler

Ankara ağzının tipik ses özelliklerine Ankara türkülerinde de rastlanır. Ünlüler açısından dikkat çekici ses özelliklerinin başında ö ve ü seslerinin g-, k- seslerinden sonra u ve o’ya yaklaşıp arada bir ses olarak söylenmesi gelir. Bizim ó ve ú işaretleriyle göstereceğimiz bu ara seslerin Türkçenin önemli bir kuralı olan ünlü uyumuna etkisi yoktur. Ünlü uyumu, istisnası durumunda olan az sayıda örnek dışında genelde kelimenin ilk hecesinde ö ve ü varmış gibi devam eder. Bu yüzden g-, k- seslerinden sonra ö ve ü seslerinin art damak karşılıkları olan o ve u’ya dönüşmekten çok bir ara ses olduklarını söyleyebiliriz. Ancak araştırmalar tamamen o ve u’ya dönüşebildiklerini gösteren kayıtlar da yapmışlardır. Örnek olarak Caferoğlu’nun Kalecik’ten derlediği Saya Türküsünde götürdüm ve gökçe kelimeleri ö harfinin altına sesin ö değil de o’ya yaklaşan bir biçimde söylendiğini göstermek için özel bir işaret konularak yazılır. Buna karşılık iki kelimede sesler doğrudan o ve u ile gösterilir. goḳçe “gökçe” ve gun “gün”: Goḳçe kelimesinde k sesinin altı noktalı işaretiyle kar kelimesindeki k- gibi söylendiğinin işaretlenmesini hecenin tamamen ünlü uyumuna girdiği ve arka damak sesleriyle söylendiği biçiminde yorumlayabiliriz. Ancak yine de ikinci hecede a değil e sesi kullanılır. Aynı şey bir sonraki Kına Türküsü’nde geçen guççük kelimesi için de geçerlidir.
Benzer örnekler başka derlemelerde de görülür: kutúklü (Räsänen 1936: 77). Ağızlarda standart dillerde olduğu gibi tek biçimli yazılışlar beklenemez. Bu nedenle buradaki ses olayında da bir tutarlılık görülmez, aynı kelime farklı biçimlerde kaydedilebilir. górmez, görmezdi (84, 86).
Üzerinde durduğumuz ses gelişmesi, Ankara ağızlarının günümüzde de belirgin bir dil özelliğidir, bu yüzden yeni türkü derlemelerinde de karşımıza çıkar: gúrcisdanıñ, gúllere (Akca 2012: 163), yúk mü (Akca 2012: 188), góllerde, gúderim, kótú (Akca 2012: 190) vb. Az sayıda örnekte bu değişime başka pozisyonlarda da rastlanır: Óŋú “önü” (Akca 2012: 182) , dóḳmüş (Akca 2012: 305).
Ünlüler açısından Ankara ağızlarının önemli özelliklerinden biri de bazı ağızlarda e ile i bir ses olan kapalı e ile söylenirken standart Türkçede açık e’ye veya i’ye değişmiş olan sesin durumudur. Bu sesler İç Anadolu’nun başka ağızlarında da görüldüğü gibi Ankara ağızlarında i’ye dönüşebilmekte veya kapalı e olarak kullanılmaktadır. gice, yėriŋ (Räsänen 1936: 77), virelim  (Tan ve Turhan 2000: 32). E sesin i’ye dönüşmesi başka örneklerde de görülür: Silindi mi maşrapanın galayı (efem), Bozuldu mu ziybeklerin alayı (Tan ve Turhan 2000: 222).
Türkçenin önemli yapısal özelliklerinden biri olan ünlü uyumları, Ankara ağızlarından derlenmiş türkü metinlerde ünlü uyumlarının standart dildekinden daha ileridir. Öyle ki standart Türkçede belli şartlar altında uyuma girmeyen kelimeler Ankara ağızlarında Türkçenin ünlü uyumuna uyar: hanı (Akca 2012: 182), iprem (Räsänen 1936: 28), heber (Akca 2012: 305), mezeriyin taşı “mezarnının taşı” (Tan ve Turhan 2000: 285), Kayaya koydum kutu / Herkes yârine mutu “muti, tabi, bağlı” (Tan ve Turhan 2000: 173), halımda  “halimde” (Tan ve Turhan 2000: 182), Bahçalarda vişneyim (haydi gülümüz haydi haydi) / Bir güzele aşnayım (Tan ve Turhan 2000: 194) “aşina” gibi.
Türkülerde, iprem “İbrahim”, irafuh, “Refik” (Räsänen 1936: 78, 79), ilimon (Tan ve Turhan 2000: 197) örneklerindeki Türkçede söz başında bulunmayan ünsüzlerden önce ünlü türemesi gibi pek çok ses özelliğine rastlanır. Yine özellikle söz içinde ses düşmesi sonucu ortaya çıkmış ünlü uzunlukları görülür: māraya, gurban oldūmuŋ (Akca 2012: 306) gibi. Ancak bunlar Ankara ağızları açısından ayırıcı olmadıkları için burada üzerinde daha fazla durulmayacaktır.
Ünsüzler açısından Ankara ağızlarında arka damak k sesinin söz içi ve söz sonunda hırıltılı h sesine dönüşmesi Ankara türkülerinde de en dikkat çeken ağız özelliğidir. Ohudum (Akca 2012: 190), yahalım (Caferoğlu 215). Türkülerde geçen ilgi çekici ve k > h değişmesinden daha nadir görülen bir gelişme ise ğ harfi ile gösterilen söz içi ses ile Arapça kökenli saat kelimesindeki Türkçede olmayan gırtlak sesi ayının ünlü arasında h sesine dönüşmesidir. Bu değişmeler nedeniyle “Al kağıt mavi kağıt” diye de icra edilen türkünün Ankara’dan derlenmiş biçimi şöyledir (Tan ve Turhan 2000: 33): 
Al kâhat mavi kâhat
Ağlarım sahat sahat
Sen orada ben burada
Nasıl gönül ırahat
Sesbilgisi alanında İç Anadolu ağızlarında yaygın olan damak n’si, baŋa, deŋiz, kız kelimesinde olduğu gibi söz başında arka damak k- sesinin g- ile söylenmesi türkülerde de alışılmıştır. Ama bunlar Ankara ağızları açısından belirleyici değildir.
(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=I5G4I6Cq4TQ)

Ekler

Ekler açısından türküler zengin bir veri sunmaz, ancak türkülerde yine de ilginç eklere rastlanabilir. Örnek olarak Ankara ağızlarında ilen edatı Ankara ağızlarında kendinden önceki kelimeye bitişir ve ünlü uyumuna girer. Bu sırada sona gelen n sesinin etkisiyle l sesi n’ye dönüşür:
Kereviz özüyünen
Kim görmüş gözüyünen
Adam yâre küser mi
Ellerin sözüyünen (Tan ve Turhan 2000: 150).
(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=9O2R0i1A9rk)

Bülbüle su verdim altın tasınan
Çok günler geçirdim kara yasınan
Ben seni severdim bir hevesinen
Başın pınar ayakların göl olsun (Tan ve Turhan 2000: 91).

(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=6WKUi2J6rCU)

Ankara türkülerinde ekler açısından korunan ilgi çekici bir yapı da belirtme halinin üçüncü kişi iyelik eklerinden sonra eksiz veya -n ile yapılmasıdır. –n ekinin iyelik eklerinden sonra belirtme olarak kullanılması hem Türkçenin tarihi dönemlerinde hem de günümüzde Tatarca gibi bazı kardeş dillerde korunur. Aşağıdaki örneklerde görüleceği gibi Ankara ağızlarında da böyle bir kullanım vardır:

Kayalar merdin merdin
Kim bilir kimin derdin
Ağaçlar kalem olsa
Yazılmaz benim derdim (Tan ve Turhan 2000: 176).
 (Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=duHfDLiVn-Y)
Aynı eke şu örnekte de rastlarız:

Vardım baktım süt büşürür
Südün gaymağın daşırır, (…)
Vardım baktım un eler,
On parmağın kınalar (Tan ve Turhan 2000: 237).

Ankara türkülerinde görülen dikkat çekici eklerden biri de -ca /-ce ekinin “kadar” anlamında sınırlama işleviyle kullanılmasıdır:

Sarı yazma dizece
Gidelim bizece
Sarılalım yatalım
İlk bahardan güzece (Tan ve Turhan 2000: 216).

Söz Varlığı

Türkülerin dilcilik açısından en ilgi çekici oldukları yön, söz varlıklarıdır. Örnek olarak kilav “düzenli, yerli yerinde” (Akca 2012: 149) , mürd olur “kurur” (Räsänen 1936: 85), gıprıh “kırpık, kırpılmış, (ağaç için) kısa” (Caferoğlu 1948: 212) gibi sözler standart dil konuşurlarının kolayca çıkarabileceği anlamlara sahip değildir. Nesilden nesle aktarılabilen türkülerde günlük dilde hatta türkünün derlendiği ağız da bile artık kullanımdan düşmüş kelimeler korunur. Böylece daha eski bir dönemde türküyü üretenlerin kelimeyi tanıdığına dair izler türkülerde kalır. Aşağıda örneklerle gösterileceği üzere bir türkü zaman zaman bir kelimenin derleme bölgesinde kullanıldığının tek tanığı olabilir. Ankara türkülerinde de geçmişe ait sözlere ve bu sözlerin taşıdığı kültür ögelerine bolca rastlanır. Bu tür örneklerin tam bir dökümünü vermek bu yazının amacı değildir. Ancak bunlardan bir kısmını yorumlamak konuyu aydınlatma açısından ilgi çekici olabilir. Örnek olarak Räsänen’in derlediği şu dörtlüğü alalım (1936: 79):

İrafuh çavuş guran dutar
Beyler efe senden beter
Inanmayıŋ sözlerine
Çendermeler alınan dutar

İlk bakışta türküde bugün bilinmeyen bir söz yok gibidir. Ancak son satırda geçen ve “tuzak, aldatma, hile” anlamına gelen al kelimesi bugün ancak bulmacalarda çıkan, günlük dilde kullanımdan düşmüş bir kelimedir.
Bir başka örnek olarak epeyce meşhur olan “Kayaların Arını” türküsünü verebiliriz. Bu türküde günümüz açısından ilgi çekici iki kelime geçer: Kayaların arını / Süpürseler karını (…) kayalar merdin merdin (Tan ve Turhan 2000: 175). İlk dizede geçen arın kelimesi “alın”, ikinci dizede geçen merdin ise “sert” anlamındadır ki bunların anlamını standart Türkçeden hareketle çıkarmak imkansızdır.
Yine “Her Sabah Her Seher Gelir Geçersin” adlı türküde onmadığımı diye bir ifade geçer: Ben de bildiğim onmadığımı / Daha çilelerim dolmadığını (Tan ve Turhan 2000: 149). Onmak burada “düzelmek, düzene girmek” anlamında kullanılır ki bu da standart Türkçede yoktur. 
Evlerinin önü tahta daraba (Tan ve Turhan 2000: 127) dizesindeki daraba “tahta perde, tahta bölme” anlamına gelir.
Pencerenin perdesi / Geri vurdu dermesi (Tan ve Turhan 2000: 200) dizelerinde geçen derme Derleme Sözlüğü’nde “Yelek, önü işlemeli bir çeşit yelek” olarak adlandırılmıştır.

Türküde kullanılan bu kelime ise standart Türkçeden hareketle anlamı çıkarılamaz. 



Aşağıdaki türküde geçen sergen sözcüğüne anlam olarak “mutfak rafı; tahıl, meyve, sebze serip kurutmaya yarayan yer” gibi anlamlar verilir. Ancak türkümüzdeki ikinci kullanım sözlüklerde kayıtlı bu tanımların metne tam da uygun olmadığını gösterir. Birinci sergen’in kullanımı bilinen anlamlara uygun gibidir. Ancak ikinci kullanılışta uzanılan bir yer olmalı. İnternet kaynağı Ekşi Sözlük’te verilen ocağın bulunduğu odaya yakın sıcak bir bölüm anlamı türküye daha uygundur.


Sergende gümüş balta da, oğlan gülüm oğlan
Yar gelir darta darta, oğlan gülüm oğlan
Sergene uzanmışım da, oğlan gülüm oğlan
Gül gibi gızarmışam da, oğlan gülüm oğlan (Tan ve Turhan 2000: 95)

(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz [İlgili bölüm geçmiyor ama en azından türkü hakkında bilgi veriyor, ayrıca Anakra ağzıyla söylüyor: https://www.youtube.com/watch?v=7SEPCCAFQjs

Ankara türkülerde geçen ilgi çekici kelimelerden biri de yenile sözcüğüdür:
Kapuz kestim yine yok
Haydi halin nedir diyen yok (Yar yar aman, ayrılamam)
Aman yenile bir yar sevdim
Haydi gözün aydın diyen yok. (Tan ve Turhan 2000: 166).
(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=58XC_S-9i0o)

Potinimin bağına
Düştüm gönül ağına
Yenile bir yar sevdim
O da gelmiş çağına (Tan ve Turhan 2000: 202).
(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=vIkC3rdkYfY)

Yenile, bugün standart Türkçede kullanılmamakla birlikte ağızlarda görülür. Bu yüzden Derleme Sözlüğü’nde anlamı “Şimdi, pek az önce” olarak kaydedilmiştir. Aynı sözcüğe yeñile biçiminde tarihi metinlerde örneklerine rastlanır. Örnek olarak Tarama Sözlüğü’ndeki “Yeni, henüz, yeniden, pek yeni” anlamı verilen örneklere daha uygundur. Ayrıca Tarama Sözlüğü’ndeki farklı örnekler, kelimenin eskiden yaygın olarak kullanıldığını gösterir. Ankara’da söylenişi de yenile değil yeñile olmalıdır.

Ankara türkülerinde geçen kimi yerel sözlerin tek tanığı türkülerdir. Bir türküden geçen kelinin örnek olarak Derleme Sözlüğü’nde türkü dışında tanığı olmamaktadır. Ya da kelimenin Ankara’da geçtiği kaydedilmemiştir. Böylece bir türkü Derleme Sözlüğü gibi geniş bir kaynaktaki eksik bilgiyi de tamamlamış olmaktadır. Aşağıdaki türkü parçasında geçen dolak sözcüğü bunun ilgi çekici bir örneğidir. Kelime Derleme Sözlüğü’ne göre Malatya, Kayseri ve Ordu’da “Başörtüsü, tülbent, yazma, Ayağa, sıcak tutması için sarılan yün kumaş; Ayağa, sıcak tutması için sarılan yün kumaş” anlamlarıyla kullanılmaktadır. Aşağıdaki türkü kelimenin Ankara ağızlarında da kullanıldığını gösteren tek tanık durumundadır:

Karpuz kestim sulandı,
Gine gönlüm bulandı
Elâ gözlüm boynuna
Mavi dolak dolandı (Tan ve Turhan 2000: 167).


Türkülerde yöreye özgü bitki adlarına da rastlanır. Örnek olarak Ankara ağızlarında “lahana”ya kelem dendiği Derleme Sözlüğü’nde Hasanoğlan’dan bir örnekle belirtilmiştir. Ancak aşağıdaki Türkü Çubuk’tan derlendiği için örnek, bu sözcüğün Çubuk ağızlarında da kullanıldığının tanığıdır.

Beş pınar dedikleri
Kelemdir yedikleri
Hiç aklımdan gitmiyor
O yarin dedikleri (Tan ve Turhan 2000: 170).

Derleme Sözlüğü’nde “Tekme, çifte: Beygir çocuğu bir depikte yıktı.” Biçiminde anlamlandırılmış ve örneklendirilmiş olan kelimenin belgelendiği yerler arasında Ankara yoktur. “Sabah oldu güneş doğdu bacadan” türküsünün nakaratı bu kelimenin Ankara ağızlarında da kullanıldığını gösterir.


Anne niçin verdin beni çocuğa
Bir dekmükte yuvarlandı bucağa (Tan ve Turhan 2000: 207).


Giderim şöyle böyle / Gül dibini hergeyle (Tan ve Turhan 2000: 158) türküsünde geçen herg sözcüğü Derleme Sözlüğü’nde “Sürülüp dinlenmeye, nadasa bırakılan tarla” anlamıyla geçmektedir. Ayrıca herg itmek birleşik fiili de vardır. Ancak buradaki hergeyle- biçimi Derleme Sözlüğü’nde de kayıtlı değildir.

  
Oldukça yaygın bir türkü olan “Burçak Tarlası” Ankara ağızları açısından birden çok özellik taşır. Bu yüzden bütün olarak yorumlanması Ankara türküleri ile Ankara ağızları ilişkisini göstermek açısından yararlı olacaktır. Sesler açısından diken yerine tiken denmesi, ederim yerine iderim; gaynana, gız gibi sözlerde söz başında k- yerine g- kullanılması, imiş yerine zorumuş örneğinde ünlü uyumuna uygun biçimin kullanılması dikkat çeker. Ekler açısından ile yerine –ınan; oturak, kurtulak örneklerinde -alım yerine –a-k eklerinin kullanılması dikkat çeker. Sözvarlığı açısından Ankara ağızlarının en meşhur kelimesi olan bebe’nin geçmesi dikkat çeker. Yine metindeki pıtırak sözcüğünün kullanımı epeyce yaygın olmakla birlikte Derleme Sözlüğü’nde Ankara ağızlarında kullanıldığı kaydedilmemiştir. Bu nedenle türkü pıtırak kelimesinin Ankara ağızlarında da kullanıldığını tanıklamış olmaktadır. Ancak Türküde asıl ilgi çekici olan, yazımız çerçevesinde üzerinde ayrıntılı duramayacağımız sosyal yaşamdır. Türkü bize burçak yolmaya erken gidildiğini, burçağın el ile yolunduğunu, bu sırada ele diken, pıtırak battığını; günün uzun sürdüğünü, burçak tarlasında çocuk olmanın zorluğunu anlatıyor aynı zamanda.

Sabahınan kalktım elimi salladım deydi tiken
İntizar iderim (vay vay) burçak ekene
İlahi gaynana ömrün tükene
Amanın gızlar ne zorumuş burçak yolması
Burçak tarlasında (vay vay) bebe de olması

Sabahınan kaltım elimi salladım deydi pıtırak
Öğlen olmadı ki (vay vay) azcık oturak
Bir iki tarla değil tezden gurtulak
Amanın gızlar ne zorumuş burçak yolması
Burçak tarlasında (vay vay) bebe de olması (Tan ve Turhan 2000: 208).

(Türküyü şu adresten dinleyebilirsiniz:  https://www.youtube.com/watch?v=pGcTNmFQctc)

Türküler, Dil ve Kültür


Türkülerde korunan söz varlığı ayrıca bir önceki örnekte de görüldüğü gibi kültür araştırmaları açısından da ilgi çekicidir. Burada korunan kelimeler, deyimler öylesine kelime veya deyim değildirler, bunlar artık kullanımda olmayan kültür ögelerinin de tanıklarıdırlar. Ankara türkülerinde sohu daşı kullanımdan kalkmış olmakla birlikte bazı köylerde, örnek olarak Sarıyar’da hala görülebilen “tahıl dövmeye yarayan taş dibek” (Akca 2012: 219), asbap taşı “üzerinde kıyafet yıkanan taş” (Räsänen 1936: 85), gayıt “eşya, giyecek” (Caferoğlu 1948: 211), kómüşlü “mandası olan” (Akca 2012: ), tuluk “içine peynir, pekmez, yağ gibi şeyler koymaya yarayan deri” (Akca 2012: 622), çuvallık dokuyorum (Tan ve Turhan 2000: 52) “çuval olarak kullanılmak için dokunan şey”, altı patlar (Caferoğlu 1948: 212) “bir tabanca türü”, Sap yükledim kağnıya türküsünde geçen sap ve kağnı sözleri, veya ot kağnısı (Tan ve Turhan 2000: 212) gibi sözler, sadece söz varlığı ögesi değil aynı zamanda kültürel öge olarak da ilgi çekicidir. Bunlar insanların bugün artık alışılmış olmayan eski uğraşları, yaşayışları, kullandıkları araç gereçler, bir vakitler hayatlarında yeri olan veya hayatlarına yeni giren ögeler hakkında da ipucu veren sözlerdir. Örnek olarak Güzel kızlar polis olmuş / Hemen teslim olalım (Tan ve Turhan 2000: 228) biçimindeki türkü kızların polis olmaya başladığı dönemde üretilmiş olmalıdır, bu yüzden sosyal değişimin türküde kayıt altına alınmış halidir.
Yine söz varlığı açısından ilgi çekici olmamakla birlikte 1940’lı yıllarda derlenmiş bir metinde Tirene bindim de tiren salladı (Caferoğlu 1948: 211) o dönem trenle yolculuk edildiğini, Bursa gınasın aldı mı (Akca 2012: 304) biçiminde bir dize ise bize Bursa kınasının türkünün üretildiği zaman ve mekanda önemli, değer verilen bir şey olduğunu gösterir.

Türküler toplumdaki sosyal hayatın ve sosyal hayattaki değişmelerin de bolca yer bulduğu bir alandır. Ankara ağızlarındaki türkülerin bir kısmı sadece barındırdıkları kelimeler açısından değil yansıttıkları sosyal veriler açısından da ilgi çekicidir. Örnek vermek gerekirse “Sabah Oldu Çocuk Gider Oyuna” adlı türküde çocuk evlilikler konusu işlenir. Ankara ağızlarıyla ilgili alan araştırmalarım sırasında hem çocuk evlik yapmış olanların öykülerini hem de neden erken yaşta evlenildiğine dair kayıtlar da yaptım. Derlemelerim arasında kendisi de erken evlenmiş bir kaynak kişinin yoksulluk nedeniyle “evden bir boğaz eksilsin diye gızları erkenden everirlerdi” sözleri en fazla dikkatimi çeken neden olmuştu. Kızılcahamam’dan derlenmiş olan türkü erken evlilik hakkında sadece Ankara türkülerinde değil genel olarak türkülerde işlenmiş en ilgi çekici örneklerden biridir:


Sabah oldu güneş doğdu bacadan
Öğlen oldu çocuk gelir hocadan
Anne benim gaderim yok gocadan

Anne niçin verdin beni beni çocuğa
Bir dekmükte yuvarlandı bucağa

Ben giderken ekinlerin göğüdü
Açıldı mı yaylaların söğüdü
Tükendi mi köyümüzün yiğidi

İlahi çocuk Allah'ından bulaydın
Bulaydın da ben dengime varaydım

Sabah olur çocuk gider oyuna
Oynar oynar taş doldurur goynuna
Mebalı da şu kâyanın boynuna

Anne niçin verdin beni beni çocuğa
Bir dekmükte yuvarlandı bucağa
(Tan ve Turhan 2000: 207).




Türkülerde pek çok aşk ve sevda sözlerine rastlanırken sosyal sorunların dile getirildiği de olur. “Merdivenden indirdiler” diye başlayan türkü geçen Kahrevine gönderdiler ve Gaynanamın eski huyu / Akşam durulur durulur (Tan ve Turhan 2000: 183) sözleri de mutsuz evlikler ve kaynana gelin çekişmesinin dile getirildiği parçalardan biridir.

Türküler aynı zamanda ciddi toplumsal eleştirileri de yansıtırlar. Bu her güzel türküde olduğu gibi kelimelerin ustaca kullanılmasıyla olur. Bunların en çarpıcı örneklerinden birini şu kalenderî örneği oluşturur:

Asalet altın idi pul oldu
Türlü türlü bedenlere çul oldu
İmanın yolu keseden geçeli
Kimi pula kimi kula kul oldu yar ey.

Kim biliyor ilim ile irfanı
Hamiyyeti, vicdanı, vatanı
Endamın güzel, kesen doluysa
Sensin herkeslerin beyi sultanı yar ey. (Tan ve Turhan 2000: 282).

(Türküyü şu adresten dinleyebilirsiniz https://webtv.kultur.gov.tr/Video/3069)

Türkülerin Kökeni ve Dil

Son olarak dil özelliklerinin türkünün üretildiği bölge hakkında da ipucu taşıdıklarına dair kısa bir not düşmek yerinde olacaktır. Başta da söylendiği gibi türküler başka bölgelere kolayca aktarılabilen kültür ögeleridir. Bu nedenle üretildiği bölgenin çok uzağında bir yerde bir türküye rastlanması beklenen bir durumdur. Bununun örnekleri Ankara’da görülür. Bu tür türkülerin belirlenmesinde türküde geçen dil ve kültür özellikleri işe yarar. Örnek olarak Ankara Halk Müziği kitabının 61. sayfasındaki “Bahçelerde Ayda Bar” adlı türkünün ilk ve son dizeleri şöyledir.

Bahçelerde ayda bar, şelebim nenni
Bugün evde bay da var, şelebim nenni,
(…)
Şelebim şimşir kaşıkday, şelebim nenni
Men şelebiye aşıkday, şelebim nenni.

İlk dizede var yerine bar, son dizede ben yerine men, gibi yerine kullanılan ve kaşıkday ve aşıkday sözlerine bitişik yazılmış olan day bu parçanın Ankara ağzına ait olamayacağını, olsa olsa Kırım Tatarlarından derlenmiş olabileceğini gösterir. İşaret edilen dil özellikleri sadece Türkiye Türkçesinde değil Oğuz grubu Türk dillerinin hiçbirinde görülmez.
Bunun gibi Ankara’dan derlenmiş bazı türkülerde geçen sözler türkünün asıl üretim yerinin Ankara olmasının zor olduğunu gösterir. Örnek olarak şu türkünün denizi olmayan Ankara’da değil başka bir bölgede üretilmiş olması gerektiğine işaret eder.

Denize dalayım mı
Bir balık alayım mı
Ay battı güneş doğdu
Daha yalvarayım mı


(Türküyü şuradan dinleyebilirsiniz
: https://webtv.kultur.gov.tr/Video/3053)

Yine Räsänen (1936: 80 vd.) tarafından derlenmiş olan Hacı Bey türküsünde geçen Ayvalık, Ödemiş gibi yer adları türkünün, en azından türküde anlatılan konunun kaynağı hakkında ipucu verir. Ancak metin yine de Ankara ağzının özelliklerini yansıtır. Bunda metin derlendiği sırada bugünkü anlamda yaygın bir standart konuşma biçimi yoktur. O yüzden anlatıcı başka yere ait bir türküyü söylerken bile kendi ağzında alışılmış biçimleri tercih etmiştir.

Sonuç


Bu çalışmada Ankara türküleri ve dil, ağız derlemeleri ve türkü derlemeleri hakkında genel bilgiler verildikten sonra Ankara türküleri taşıdıkları dil ve kültür ögeleri açısından incelenmiştir. Ankara türkülerinde geçen ve Ankara türkülerinde geçip Ankara ağızları için tipik olduğu düşünülen dil özelliklerine işaret edilmiştir. Söz varlığı ögeleri üzerinde daha fazla durulmuştur. Elbette konuyu çok daha ayrıntılı ele almak mümkündür, ancak söylenenlerin kitabın genel çerçevesine uygun olmasına dikkat edilmiştir. Daha başka çerçevelerde her bir konunun ayrıntılı olarak incelenmnesi mümkündür. Türküler sadece dil değil, toplumsal değişmelerin yansıması açısından çok önemli kaynaklardır. Ancak yazı çerçevesinde ister istemez bu konularda ayrıntıya girilmemiştir.



(Buraya kadar okuduğunuza göre misket'i dinlemeyi hakettiniz:  https://www.youtube.com/watch?v=NHLdPpbopZ0) 


Ankara ağızlarının belgelenmesi adlı çalışmadan hareketle hazırladığımız belgesel için bakınız: 


Kaynaklar


Akca, Hakan (2011). “Ankara İli Ağızlarında Şimdiki Zaman Ekinin Varyantları.” Turkish Studies 6/1: 597-605. 



Akca, Hakan (2012). Ankara İli Ağızları. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. 



Boeschoten, Hendrik (1991). “Aspects of Language Variation.” H. Boschoten/L.

Verhoeven (eds.), Turkish Linguistics Today. Leiden: E.J. Brill. 150-193. 

Demir, Nurettin (2013). Ankara Örneğinde Ağızların Belgelenmesi. Ankara: TDK.

Derleme Sözlüğü, http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_ttas&view=ttas.
Giese, Friedrich (1907). Materialien zur Kenntnis des anatolischen Türkisch. Teil I. Er­zählungen und Lieder aus dem Vilayet Konjah. Halle: Verlag von Rudolf Hauf.

Räsänen, Martti (1926). “Eine Sammlung von Mâni-Lidern aus Anatolien”. JSFOu, XLI/2: 1-60. 

Räsänen, Martti (1931). Chansons populaires turques du nord-est de l’Anatolie. Helsinki: Imprimerie de la
          Société Litterature Finnoise.

Räsänen, Martti (1936). Türkische Sprachproben aus Mittel-Anatolien III. Ankara, Kaiseri, Kırşehir, Çankırı, Afion
           
VIl. Helsingforsiae: Societas Orientalis Fennica.

Tarama Sözlüğü. http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_tarama&view=tarama.


Bu yazı şu kitabın içinde yayımlanmıştır:
Demir, Nurettin (2017). “Ankara Türküleri ve Ağızları”. Anadolu'nun Sırlı Sesi, Müziğiyle Ankara. Yay. Kur. Ali Uçan vd. Ankara: SFN Yayınları. 90-101. 
Kitabı şu adresten indirebilirsiniz: www.ankaraka.org.tr › muzigiyle_ankara_kitabi




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder